Frigbo
Dinci gericiler göbekli tepeyi hedefe koydu
Şanlıurfa’nın Haliliye ilçesinde yer alan Göbekli Tepe, yüzyılın en önemli arkeolojik keşfidir. Bir kült alanı, dünyanın en eski tapınağı vb. şekilde lanse edilen Göbekli Tepe’de; T biçiminde büyük taşlar (megalit) bir mimari bütünlük içirişinde inşa edilmiş ve taşların üzerlerine insan ve hayvan kabartmaları yapılmıştır. Yaklaşık 6 metre boyutlarına çıkabilen dikilitaşların 12.000 yıl önceye ait olması, hem arkeoloji dünyası için hem de dinler tarihi ya da geçmişe gizemli bir alan olarak bakan her oluşum için büyük bir sürpriz olmuştur.
Arkeoloji camiası bugüne kadar kabul edilen bir sürü bilimsel veriyi geçersiz hale getiren bu keşfi tartışırken, bazı çevreler Göbekli Tepe’nin “kutsal kitaplarda sözü edilen cennetin kapısı olmasından, uzaydan gelenlerin merkezi olmasına kadar” (Özdoğan 2015) tutarsız, hayalci ve saçma yorumlar da bulunmaktadır.
Neredeyse küresel bir hal alan bu “cehaletin” en son örneğine ne yazık ki ülkemizde şahit olduk. TRT Belgesel kanalında yayınlanan “Suların Ateşin ve Taşların İmparatorluğu” adlı belgeselde (!) semavi dinlerin ortak figürü olan İbrahim Peygamber ile Göbekli Tepe arasında bağ kurulmakta ve şöyle denmekte; “Göbekli Tepe’de yer alan heykellerin Hz. İbrahim’in babası Aser’in yapmadığını kim bize söyleyebilir? Ya da Hz. İbrahim’in kırdığı putların yer aldığı tapınağın Göbekli Tepe olmadığını ileri sürebilir miyiz?” Bu seslendirmeyi takiben Göbekli Tepe’den bir dikilitaşın parçalara ayrılışının canlandırılması yapılmakta, Irak ve Suriye’deki kültürel mirası katleden IŞID benzeri bir görüntü verilmektedir.
Unesco Dünya Kültür Mirası Geçici Listesi’nde yer alan Göbekli Tepe, daha önce Davos’ta büyük bir organizasyonla tanıtılmıştı. Dünya Ekonomik Forumu’nun 46. Yıllık toplantısında Kültür ve Turizm Bakanlığı ile Doğuş Grubu’nun desteğiyle yapılan tanıtımda Göbekli Tepe’nin tarihi yanlış verilmiş, daha sonra basındaki haberlerden ötürü yanlış tarih değiştirilmişti.
Artık biraz silkinmemiz lazım. Göbekli’den ne istiyoruz? Nedir alıp veremediğimiz bütün dünyanın merakla ve heyecanla takip ettiği bu merkezden? Neden her güzelliğe düşmanlık ediyoruz? Google’da ya da Amazon’da bir Göbekli Tepe araması yapın bakın karşınıza nasıl yüzlerce kitap, makale, belgesel, fotoğraf çıkıyor. Bu gurur duyulası güzelliği niye katletmeye çalışıyoruz?
Arkeoloji insanoğlunun hayatı ve dünyayı anlama çabasına, merakına hizmet eden bir bilim alanıdır. Geçmişi anlayıp geleceğe umutla bakmaya yönelen naif bir düşünceye ve insanlığın gidişatı hakkında insanlığı bilgilendirme gibi bir misyona da sahiptir. Dünyanın arkeolojik açıdan en zengin topraklarında har vurup harman savuran bir zihniyetle hareket eden Türkiye, değersizleştirdiği arkeolojik geçmişine daha fazla sahip çıkacağına neden ötekileştirmektedir? Bu soruyu herkesin sorması gerekiyor. Neden her şeyi dine alet ediyoruz? Bu soruyu herkesin sorması gerekiyor. Neden her alanda cehalet bu denli kendine yer buluyor? Bu soruları herkesin kendine ve içinde yaşadığı sisteme sorması gerekiyor.
TRT’deki yayına dönüp sorularına cevap verirsek “Göbekli Tepe’de yer alan heykellerin Hz. İbrahim’in babası Aser’in yapmadığını kim bize söyleyebilir? Ya da Hz. İbrahim’in kırdığı putların yer aldığı tapınağın Göbekli Tepe olmadığını ileri sürebilir miyiz?”
Biz arkeologlar söyleriz. Göbekli Tepe ile Aser arasında hiçbir ilişki yoktur. Eğer cehalet içinde boğulmuyor olsaydınız gerek Yahudi ve Hıristiyan araştırmacıların hatta arkeologların gerekse İslami kaynakların Abraham/İbrahim’in hayatını anlamak ve algılamak adına yaptıkları çalışmalara değinirdiniz. Bilimin ideolojik bir araca dönüştüğü bu çalışmalar bana anlamlı gelmese de insanların bilme ve öğrenme özgürlüklerinin iyi bir örneğini oluşturur. Bunlara değinirdiniz.
Bize sorsaydınız din üzerinden böyle bir yorum yapamayacağınızı, insanların avcı toplayıcı bir yaşam sürdürdüğü bir dönemde Göbekli Tepe gibi bir şaheseri inşa etmelerinin ne anlama geldiğini öğrenirdiniz.
Sizin ifadenizle “Hz. İbrahim’in kırdığı putların yer aldığı tapınağın Göbekli Tepe olmadığını” ileri sürebiliriz. Hiçbir ilişkisi olmadığını, saçmalamış olduğunuzu da ileri sürebiliriz. Türkiye’nin bu en önemli kültürel miraslarından birini IŞID zihniyeti gibi tehdit edişinizi, hepimizin vergilerinden sağlanan paralarla finanse etmenizi de bir yurttaş olarak; meslektaşlarım, öğrencilerim ve fikirlerime katılan insanlar adına protesto ediyorum.
Yazar: Muammer İreç Tarih: 5 Ocak 2017
Yararlanılan ve “Önerilen Kaynaklar”
Mehmet Özdoğan, “Göbekli Tepe’yi Anlamak”, Aktüel Arkeoloji 2015. (Genel olarak derginin Göbekli Tepe’yi Anlamak sayısı)
Klaus Scmidt, Taş Çağı Avcılarının Gizemli Kutsal Alanı Göbekli Tepe, Arkeoloji ve Sanat Yayınları, 2007.
19 Mayıs
Atatürk'ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı, her yıl 19 Mayıs tarihinde kutlanan, Türkiye Cumhuriyeti'nin ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin resmî bayramıdır.
19 Mayıs 1919 tarihi, Türkiye Cumhuriyeti’nin tarihindeki dönüm noktalarından biridir. Atatürk’ün Samsun’a ayak bastığı tarih olan 19 Mayıs aynı zamanda “Gençlik ve Spor Bayramı” olarak kutlanmaktadır. Atatürk Millî Mücadele sıralarında Türk milletini ileri götürecek olanların ve köhnemiş fikirlere karşı gelecek olanların genç fikirler olduğunu görmüştü. Bu nedenle de “gençlik” kavramı Atatürk için ayrı bir önem taşımaktadır. Atatürk gençlerden sık sık bahsederken, yaş sınırı dışında fikri olarak gençliği yani, fikirde yeniliği ifade etmiştir. O’nun şu sözü çok anlamlıdır:“Genç fikirli demek, doğruyu gören ve anlayan gerçek fikirli demektir.” (1)
Atatürk’ün gençliğe armağan ettiği ve “Gençlik ve Spor Bayramı” olarak kutlanan 19 Mayıs tarihinin önemini daha iyi anlayabilmek için Atatürk’ün 16-19 Mayıs 1919 tarihleri arasında gerçekleştirdiği İstanbul-Samsun yolculuğunu bir kez daha hatırlamamız gerekir.
Türkiye Cumhuriyeti’nin tarihindeki önemli olaylardan biri Atatürk’ün Samsun’a ayak basışıdır. TürkMilleti Birinci Dünya Savaşı sonrasında kötüleşen koşullar içinde kurtuluş çareleri ararken büyük bir lider Mustafa Kemal Atatürk ortaya çıktı ve Samsun’a ayak basarak “Kurtuluş” yolunu açtı. Dolayısıyla Atatürk’ün 16-19 Mayıs 1919 İstanbul’dan başlayan yolculuğu bir kurtuluş dönemini simgeler. Samsun’a ayak basışının taşıdığı önem Atatürk’ün Büyük Nutku’nu 19 Mayıs 1919 Samsun’a çıkışı ile başlatmasından anlaşılmaktadır ki şimdi bu yolculuğu kısaca anlatmaya çalışalım.
Samsun işgal kuvvetleri için önemli noktalardan biriydi. Stratejik bakımdan büyük öneme sahipti ve Karadeniz’den Orta Anadolu’ya açılan en rahat ve güvenilir bir kapıydı. İngilizler 9 Mart 1919 tarihinde Samsun’a askerî birlik çıkarmışlardı. Buna tepki olarak Türk Makinalı Tüfek birliğinden Hamdi adındaki bir teğmenin askerlerini alarak dağa çıkması (2)dikkatleri bu bölgeye çekti ve İngiliz Yüksek Komiserliği’nin de Türk halkının silâhlandığı konusundaki şikayetleri üzerine bu bölgeye güvenilir bir kumandanın olağanüstü yetkilerle gönderilmesine karar verildi. Bu kumandan Mustafa Kemal Atatürk’tü ve Atatürk uzun zamandan beri ülkenin içinde bulunduğu bu umutsuz duruma üzülüyor ve birşeyler yapmak içinAnadolu’ya geçmek istiyordu. Bu O’nun için bulunmaz fırsattır. İstanbul-Samsun yolculuğu öncesinde Atatürk’le Padişah Vahdettin arasında geçen konuşmayı Atatürk şöyle anlatır:(3)
“-Paşa, Paşa!... Şimdiye kadar devlete çok hizmet ettin!Bunların hepsi artık bu kitaba girmiştir (bu bir tarih kitabıdır)! Bunları unutun, dedi, asıl şimdi yapacağın hizmet hepsinden daha önemli olabilir...Paşa, Paşa...Devleti kurtarabilirsin!...
Bu sözlerden hayrete düştüm. Acaba Vahdettin benimle içtenlikle mi konuşuyor?...O Vahdettin ki... bütün yaptıklarından pişman mı olmuştur?Aldatıldığını mı anlamıştı?Fakat, böyle bir yorum ile başka konulara girişmeyi ürkütücü saydım, kendine karşılık verdim:
-Kişiliğe güveninize ve bana bunca yüz verişinize teşekkür ederim...Elimden gelen hizmeti esirgemeyeceğime lütfen güveniniz...”
Atatürk bu konuşmada plânlarının sezilmiş olabileceği duygusuna kapılmıştı ama, O’nu bekleyen ve O’na güvenen bir“Türk Milleti” vardı.
Atatürk ile beraber 16 Mayıs 1919 Cuma günü başlayacak yolculuğa gemi kaptanı İsmail Hakkı Durusu dışında 18 kişi eşlik edecekti. Bu 18 kişinin adları şöyleydi:(4) III. Kolordu Komutanı Kurmay Albay Refet Bey (General Bele), Müfettişlik Kurmay Başkanı Kurmay Albay Manastırlı Kâzım Bey (General DIRIK), Müfettişlik Sağlık Bakanı Doktor Albay İbrahim Talî Bey (ÖNGÖREN), Kurmay Başkan Yardımcısı Kurbay Yarbay Mehmet Ârif Bey(AYICI), Karargâh Erkân-ı Harbiyesi İstihbarat ve Siyâsiyât Şubesi Müdürü Kurmay Binbaşı Hüsrev Bey(GEREDE), Müfettişlik Topçu Komutanı Topçu Binbaşı Refik Bey(SAYDAM), Müfettişlik Başyaveri Yüzbaşı Cevad Abbas(GÜRER), Kurmay Mülhakı Yüzbaşı Mümtaz (TÜNAY),Kurmay Mülhakı Yüzbaşı İsmail Hakkı (EDE), Müfettişlik Emir Subayı Yüzbaşı Ali Şevket (ÖNDERSEV), Karargâh Komutanı Yüzbaşı Mustafa Vasfi (SÜSOY), Kurmay Başkanı Emir Subayı ve Müfettişlik Kâlem Âmiri Üsteğmen Arif Hikmet (GERÇEKÇI), İaşe Subayı Üsteğmen Abdullah(KUNT), Müfettişlik İkinci Yaveri Teğmen Muzaffer (KILIÇ), Şifre Kâtibi, Birinci Sınıf Kâtip Fâik (AYBARS), Şifre Kâtibi Yardımcısı, Dördüncü Sınıf Kâtip Memduh (ATASEV).
Atatürk beraberindeki kişilerle beraber 16 Mayıs 1919 Cuma günü öğleden sonra “Bandırma” adındaki eski bir vapurla Galata rıhtımından ayrılır. 17Mayıs 1919 Cumartesi günü Bandırma Vapuru saat 21.40 sıralarında İnebolu’ya varır. 18Mayıs 1919 Pazartesi günü beklenen yolculuğun sonuna gelinir. Yolcular Kalyon Burnu denilen yerden sandallarla Merkez iskelesine çıkarılırlar. Bu sandallardan birinin sahibi olan İsmail Yurtsever, o zaman için Atatürk’ü tanımadığını söyler,Atatürk’ü sandalda ve Samsun’da iken geniş yakalı lejyon kaputu ve başında kalpakla gördüğünü anlatır. (5)
Atatürk, İstanbul’dan başlayan ve Samsun’da sona eren yolculuk esnasında görevli bir askerdi ve giyimi de buna uygundu ancak Samsun’a ayak bastığı günden birkaç gün sonra asker değil, sivil olarak hareket edecekti.
Atatürk’ün Samsun’a çıkışında gördüğü manzara pek parlak değildi. Şehirde İngiliz işgal kuvvetleri vardı. Pontusçular sokaklarda kol geziyordu. Halk kendisini koruyamayacak durumdaydı. Atatürk bugün müze haline getirilen Hıntıka Palas’ta kaldıkları süre içinde hep bu sorunları düşündü, yolculukta geçirdiği uykusuz geceler sona ermemişti; şimdi de burada uykusuz geceler başlıyordu. Ama, O’nda ve O’nun gibi düşünenlerde bu azim oldukça hiçbir engel aşılmaz değildi.
Kısaca vermeye çalıştığımız bu yolculuk Türk Milleti için bir dönüm noktası oldu ve kurtuluşun başlangıcıydı. Millî Mücadele’yi başlatmak üzere Samsun’da Anadolu topraklarına bastığı 19 Mayıs 1919 tarihinin önemi nedeniyle de 19 Mayıs’ı Türk gençliğine armağan etti. Yazımızın başında da belirttiğimiz gibi gençlik kavramı genel anlamda fikirlerdeki yeniliği anlatmaktadır.
Atatürk “ Gençler!Benim gelecekteki emellerimi gerçekleştirmeyi üstlenen gençler!Bir gün bu memleketi sizin gibi beni anlamış bir gençliğe bırakacağımdan dolayı çok memnun ve mesudum” (6)derken Türk gençliğine olan güvenini de anlatmıştır.
Atatürk’ün şu sözleri hepimiz için bir rehber olmalıdır: “Beni görmek demek, mutlaka yüzümü görmek değildir. Benim fikirlerimi benim duygularımı anlıyorsanız ve hissediyorsanız, bu kâfidir” (7)demiştir. Atatürk’ü anlamak, yaşadıklarını ve fikirlerini bilmekle mümkündür. Dolayısıyla Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulmasında yaşanan zorlukları her zaman göz önünde tutarak, 19 Mayısları Atatürk’ün emanetine daima sahip çıkarak kutlamalıyız.
